
Dünyanın geçiciliğini hepimiz söyler dururuz da bir gün bile; ‘geçip giden bu zaman, bu dünya nereye götürüyor beni’ demeyiz… Sahi nereye gidiyoruz biz hepimiz? Akıp giden zaman bizi alıp hangi diyarlara savuruyor? Sürekli dönüp duran dünya bizi neden bir gün geliyor kolları arasından atıveriyor toprağına? Neden bırakıyor bizi? Madem gideceğiz niye buradayız o zaman?
Sorular…
İmtihanlardayız hepimiz. İyi ile kötünün imtihanındayız. ‘İyi’lerden ödül, ‘kötü’lerden ceza alacağız… Niye ama ben istemedim ki bunu! Evet sorulara cevabımız tamda burada başlıyor zaten. Biz başıboş değiliz. Biz kendi halimizde, istediğimiz her şeyi yapabilen canlılar değiliz. Ne zaman dünyanın bizi bırakacağı belli değilse, bunu bile bilmiyorsak ve istesekte istemesek de biz gidiyorsak bu diyarlardan, o halde bilmemiz gereken şey, başı boş olmadığımız ve bir zat’ın bize bu hayatı emanet vermiş olduğu gerçeği. Tek gerçek varsa oda budur.
Bu, bizim olmayan bir hayatı yaşıyoruz demek değil! Biz; bize emanet edilen hayatı yaşıyoruz, kendi hayatımızı yani. Bir söz var ya, çok doğru: ‘Her insan kendi hayatının başrolünü oynar.’
O halde, nasıl olurda bize verilen rolü kötü bir şekilde heba eder ve bu büyük fırsatı kaçırırız!
Şunu unutmayalım, başroller verildi çok önceden. Bize düşen iyi oynamaya bakıp ‘yönetmeni’ memnun etmek. Biz onu memnun edersek bize ilk vermiş olduğu bu rolden çok daha iyi bir rol verecektir. Hatta şöyle desek daha doğru; iyi oynadığımız bu rolümüzün karşılığını verecektir öncelikle…
Hepimize başrolümüzde başarılar.