EDEBİYAT
Edebiyat… Güzel sanatların en güzeli, en incesi, en içteni. Şairler, yazarlar, şiirler, yazılar hepsi bizi, bizim hayatımızı anlatıyor. Hüzünlerimizi, sevinçlerimizi, heyecanlarımızı, dileklerimizi, tesellilerimizi, öfkemizi ve daha nice dile getiremediklerimizi…
Zaman zaman yazarlar olarak neden ilgi görmüyoruz diye yakınıyoruz.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü uhdesinde, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nce gerçekleştirilen 3.İstanbul Edebiyat Festivali’nin gerçekleştirilen ikinci etkinliği “İnternet ve Edebiyat Paneli”ydi.
Zeytinyağlı kış sebzeleri öyle buz gibi soğuk yenmez, ılık yenirdi. Bazıları da sıcak sıcak yenirdi. Meselâ, çok sevdiğim karnabahar kızartması. Anneannem çok sık yapardı, annem arada bir.
Selim İleri bugün ki köşesinde yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlayan kıştan bahis açıyor... Keyifle okuyacağınız bir yazı.
Ekim 2011 öbür gün sona eriyor. İçe kapanışın ve karamsarlığın arttığı bir aydı bu yıl Ekim 2011, benim için. Aralıksız çalıştım ama, içimdeki sıkıntıyı dağıtamadım.
Kimseye izah edemiyorum, zamanlı zamansız çehremde mekan tutan tebesümleri.
Nasıl derim ki aşka gülümsedim. Nasıl dile gelir ki, tatlı tebessümün ardına saklanan hüzün yurdu kalbim.
Hangi cevaba layıktır aşka gülümseyişim. Nasıl söyler bu mahrem cümleyi dilim. nasıl derim ”Sadece Sevdim”…
Gel,
ve ,
tek bir cümle derip çat bana..
'ma' ekle 'sus'una..
'el' verme 'veda'lara..
Bazen sevildiğini bilmek büyütür kalbi.. Ve bazen sustuğum için vazgeçmedim Senden.. Lafın gelişi sevmedim seni yani.. Geçerken de uğramadım sözlerine.. Yedi düvel duysun istemedim.. Serpiştirdim seni düşlerime.. Geçmişime kök sal diye.. Affet! Bende sevgiler mevsimlik değil öyle..
Zaman Gazetesi'nin kitap eki 'Kitap Zamanı', yeni sayısını 'dokunulmazlar'a ayırdı. Edebiyatımızda gerçekten bir tür 'dokunulmazlık' taşıyan, eleştirilemez, hak ettiğinden daha fazla itibar gören yazarlar/eserler var mı?
Bilgi çağını yaşayan ve küçülen dünyada, ilköğretim, lise ve üniversitede okuyan tüm öğrencilerin sorunları burada sayılamayacak kadar çoktur.
Elimde kalemim, sana geldim anne
Kalbim ellerimde…
Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum,ne de kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim...
Dünya da hep kötü şeyler olmuyor aslında...
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıyla başlayan adamlarız anna
"Seni seviyorum" ağır cümledir. Herkese söylenmez.
Çıkar beni kendinden kalansız olsun bu ayrılık!
Sana kavuşmak için, yola çıktı nice kul, Evliyalar bekliyor toprağını, ey İstanbul!
Ne geç olacaktı, ne de çok erken, Bekledim, gözlerim doldu, gelmedin...
Türkçe'miz yozlaşıyor mu, sahip çıkılması gerekiyor mu? Bu yazıyı okuduktan sonra varın siz karar verin...
- Haberler Güncelleniyor...