Ana Sayfa
   Haberler
   Kültür Sanat
   Kişisel Gelişim
   Sağlıklı Yaşam
   Manevi Gelişim
   Bilim Teknoloji
   Dil Öğretmeni
   İz Bırakanlar
   Aile Eğitimi
   Röportajlar
   İş Dünyası
   Medyatik
   Edebiyat
   Çocukca
   Öyküler
   Kitaplık
   Linkler
Videolar için TIKLAYIN
Fotograflar için TIKLAYIN
 YAZARLARIMIZ
Zeki Mete CAN
İki günü eşit olmamak
Gurbet ALTAY
Görmediğimiz değer
Murat ERDİN
Mezarsız insanlar ülkesi
Yakup TUTUM
Ağlarsak anlarız
Ömer Evren TANRIÖVER
Yeni Anayasa Taslağı
Recep KOÇAK
Bir hastaya vardın ise...
Meryem BAL
Bir kuru yapraktan mesajınız Var
Nazlı ÖZBURUN
Hırslı Adamlar
Alev Dönmez ÖZDERYA
Hastalıklı bir devletin sapkın politikası
Kenan TAŞ
Güçlü Görünmenin Dayanılmaz Hafifliği
Melih Yılmaz BİNGÖL
Yeni yetme
Asım YILDIRIM
Bir yolculuk
Aytuğ AKDOĞAN
İstanbul'u yaşamak...
Ebubekir ALAZCIOĞLU
Sen ve son
Özcan BEYLAN
Radyolarda kalite düşüyor
 
    Anasayfa | Kişisel Gelişim  
Yaşam coşkunuzu kaybetmeyin!
Yaşam coşkunuzu kaybetmeyin!
20 Şubat 2010 - 04:37:07
Dünya yaşamımızda, zaman zaman bunalabiliriz. Ama bundan kurtulmak, fazla etkilenmemekte elimizde. Devamı haberimizde...

Yaşadığımız hayatta işlerin yolunda gittiğini düşündüğümüz anlarda çok farklı sürprizlerle karşılaşabiliriz. Belki anlık bir dalgınlık ya da küçük bir hata, yaşamımızı alt üst edebilir. Ancak yaptığımız bu hata yüzünden yaşamımızın geri kalan kısmını çekilmez duruma getirmek doğru değildir. Önemli olan içine düştüğümüz sıkıntılı durumdan kurtulmak için çaba göstermektir. Yaşamı çekilmez durumdan yaşanabilir hale getirmektir.

Adem Bey, eşi Saadet Hanımla birlikte mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmekteydi. Kızları Aygül ve Nurgül ise yaşamlarının en güzel yanını oluşturmaktaydı.  Adem Bey bir kamu kurumunda yönetici olarak görev yapıyordu. Saadet Hanım ise kendisini evine ve çocuklarına adamıştı. Başarılı bir avukat olmasına rağmen çocukları olduktan sonra bürosunu kapatıp ev hanımı olmuştu.

Adem Bey, Saadet Hanım ve kızları Aygül ve Nurgül ile harika bir aileydi.

Havanın güzel olduğu bir hafta sonu yine ailece pikniğe gitmişlerdi. Piknikte çok güzel eğlendiler. Aile bireylerinin her birinin yüzünde güller açmıştı adeta.

Adem Bey akşam olmadan evde olmak istiyordu. Çünkü akşama babası ve annesi ziyarete gelecekti. Bir gün önceden gelebilselerdi pikniğe beraber gitmek istiyordu ama böyle denk gelmişti. 

Adem Bey akşama annesi babası geleceği için gaz pedalına yükleniyordu. Bir ara Saadet Hanım, hız yaptığı konusunda Adem Bey’i uyaracak oldu. Ama alacağı cevap zaten belliydi:

—Saadet! Biliyorsun hayatım babamlar gelecekler. Çok geciktik.
—Adem biliyorum ama yine de çok hızlı gidiyoruz gibi geliyor.
—Merak etme canım sen. Ben usta şoförüm.
Saadet Hanım, üstelemenin yararsız olduğunu anladı ve başka bir şey söylemedi. Orman yolunu şehir merkezine bağlayan kavşağa yaklaştıklarında Adem Bey hala çok hızlıydı. Kavşağa geldiklerinde hızını kesmeden sol tarafa baktı ve serbest olduğunu gördü. Yola çıktı ve yolun ortasına geldiğinde çok güçlü bir korna sesi ile irkildi. Ne yapacağına karar veremedi. Aracın içinden çığlıklar yükseldiğini hatırlıyordu:
—Adeeeem! Dikkat et, kamyooon!
—Babaaaaaaaaaaaa!
—Anneeeeeeeeeeee!
—Adeeeeeeeeeeemm!
Sonrasını hatırlamıyordu Adem Bey. Çünkü sağ taraftan gelen kamyonu son anda fark etmişti ama iş işten geçmişti. Kamyonu fark ettiğinde kendisi ve ailesi kamyonun altındaydı. Gözünü açtığında, kendisini karanlık birdünyada buldu. Zorlanarak konuştu:
—Neredeyim ben? Ne oldu bana?
Kendisine cevap veren olmadı. Ancak hemşirenin sesi kulaklarında çınladı:
—Doktor bey! Hasta kendine geldi!
Doktor, Adem Bey’in yanına geldi ve sakin sakin konuşmaya başladı:
—Beyefendi geçmiş olsun. Trafik kazası geçirmişsiniz. On beş gündür uyuyordunuz. Şu anda hastanemizdesiniz. Kolunuzda, bacaklarınızda ve kafatasınızda kırıklar var. Lütfen hareket etmeyin! Çok ağır ameliyat geçirdiniz. Tekrar geçmiş olsun.
Adem Bey, ne söyleyeceğini bilemedi. Bir süre sustu. Kaza, hastane, kırık, ameliyat… Uyumadan önceki halini hatırlamaya çalışır gibiydi. Kaza yapmadan önceki tek hatırladığı yer eşinin ve çocuklarının çığlıkları oldu. Sahi onlar neredeydi? Diğer odalarda mı yatıyorlardı acaba? Onlar da mı yoğun bakımdaydı? Dahası oda neden karanlıktı? Gözlerini sesin geldiği tarafa yöneltti ve sordu:
—Işık yok mu? Oda niçin karanlık?
—Beyinden aldığınız ağır hasarla görme yeteneğinizi kaybettiniz.
—İleride tekrar görebilirim ama değil mi?
—Üzgünüm. Bunu söylemek zor ama tekrar görmeniz imkânsız.
Adem Bey, boşluğa bakarak sızlandı. Ailesini merak etti:
—Eşim nasıl, durumu ağır mı? Ya kızlarım? Aygül, Nurgül de yoğun bakımda mı? Onlar neden gelmedi doktor?
Doktor sustu. Cevap vermedi, veremedi. Adem Bey, doktorun susmasından endişelendi:
—Konuşsana doktor bey! Eşim Saadet Bulut, kızlarım Aygül Bulut, Nurgül Bulut.
Doktor, dili ile dişinin arasında bir şeyler söyler gibiydi:
—Başınız sağ olsun beyefendi. Allah sabır versin.
—Ne dedin doktor sen! Eşim, kızlarım, olamaz! Aman Allah’ım!
Doktor, odadan çıkarken, hemşireye talimat verdi:
—Kızım,  hasta şoka girmesin. Dikkat edin, hareket etmemesi lazım. Sakinleştirici verin!
—Anlaşıldı doktor bey.
Adem Bey için kabus dolu günler başlamıştı. Eşinin ve çocuklarının ölümüne sebep olduğu düşüncesiyle sürekli kendisini suçladı. Kendisine geldikten sonra, polisler ifade almak için yanına geldiğinde ise sesinin tonunu yükselterek avazı çıktığı kadar bağırdı:
—Bakın bana! Ben katilim! Eşimi öldürdüm. Kızlarımı öldürdüm. Ben katilim. Atın beni hapislere! Yok, hapislere atmayın, beni de öldürün. En ağır ölüm nasılsa öyle öldürün. Yaşamak istemiyorum. Ben katilim. Yaşamak istemiyorum. Ben katilim. Beni öldürün… Kırıkları iyileşti. Yaraları iyileşti. Sargıları çözüldü. Ama dilindeki sözcükler asla değişmedi:
—Ben katilim. Yaşamak istemiyorum. Beni öldürün.
Hastaneden taburcu edildi. Kamudaki görevinden malulen emekliye ayrıldı. Akşamdan sabaha kadar ağladı, görmeyen gözleri kurudu. Kendini suçladı. Komşuları feryatlara dayanamadı. Dilinde hep aynı sözler vardı:
—Ben katilim. Yaşamak istemiyorum. Beni öldürün.
Aradan geçen yıllar, Adem Bey’in acısını hafifletmek yerine daha da perçinleştirdi. Komşularına söylenip durdu:
—Allah rızası için zehir yok mu? Bana zehir verin! Beni öldürün ne olur!
Kapının önünde bir insan sesi duysa, bir tıkırtı işitse hep aynı şeyi söyledi.
Bütün komşuları Adem Beyin durumuna üzülürken köşe başındaki komşusu Ziya Bey, Adem Bey’e bir oyun oynamak istedi. Eşi Hatice Hanım mutfakta gözleme yapıyordu. Eşine seslendi:
—Hatice, iki gözleme fazla yap da Adem Bey’e götüreyim.
—Yapayım Ziya, iyi düşünmüşsün. Hem bir bak adamcağıza, Allah göstermesin canına kıyar falan…
—Merak etmeyin, o kendine bir şey yapamaz!
Hatice Hanımın yaptığı gözlemeleri bir tepsi ile Adem Bey’e götüren Ziya Bey, kapıdan seslendi:
—Adem Bey! Sana güzel bir haberim var. Kaç zamandır zehir isteyip duruyordun ya! Seni kurtarmaya geldim. Hanım gözleme yapmıştı. Getirirken ben de içine zehir kattım. Ye de kurtul! Buyur!
Adem Bey, bu şok teklifle adeta sarsıldı. Bir yandan her zaman istediği ölüme çok yaklaşmıştı. Sefilliğin sonu gelmişti artık. Diğer yandan yaşama veda edecekti. Eline gözlemeyi aldı, bir o yana çevirdi bir bu yana çevirdi. Ne yapacağını bilemedi. Ziya Bey ise tahrik eden sözler söyledi:
—Ne oldu Adem Bey, korkuyor musunuz yoksa?
—Yok, hayır korkmuyorum da şey… Aslında bugün kendimi ölüme hazır hissetmiyorum sadece. Bu gözlemeler dursun da ben yarın yiyeyim.
—Korkma Adem Bey korkma Afiyetle ye gözlemeleri! Zehir falan yok. Hatta bir ucundan ben koparıp yiyeyim.
Ziya Bey, gözlemenin bir ucundan koparıp yedi ve Adem Bey’e şunları söyledi:
—Adem Bey. Ölümden korkman ayıp değil. Asıl Allah’ın verdiği cana kastetmen günah. Geçmişte bir hata yapmışsın, bu doğru. Ama her gün kendini cezalandırman yanlış. Ölümü istemen hata. Kimin, ne kadar yaşayacağını ancak Yaratan bilir. Onun için her gününü zehir etme!

Adem Bey, ikinci defa şok olmuştu. Ama kendisi ile yüzleşme vaktinin geldiğini öğrendi. Dahası hayatla yüzleşme zamanı gelmişti. Ya bir kenarda oturup sızlanmaya devam edecekti. Ya da yaşamının geri kalan kısmını daha kaliteli sürdürebilmek için elinden geleni yapacaktı.
Eşinin ve çocuklarının acısını asla unutmadı. Ama yaşama dört elle sarıldı. Çok güzel gitar çalmaya başladı. Konservatuara kayıt yaptırdı. Yardıma muhtaç insanların desteği ve umudu oldu.

Adem Bey için eşi ve çocukları ölmemişti. İçinde yaşatıyordu onları. Ama onları yaşatmanın başka yolları da olmalıydı. Mahalledeki okulun binası öğrencilere yetmiyordu. Ek derslik yapılması gerekiyordu. Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüşerek ek binanın masrafını üstlendi. Okulun adı Bulut İlköğretim Okulu olarak değiştirildi. Okulun girişinde Saadet Hanımla, çocukları Aygül ve Nurgül’ün resimlerinin bulunduğu bir köşe yapmışlardı.
Adem Bey’i mutlu eden bir başka teklif sürücü kursundan gelmişti. Sürücü kursu müdürü, Adem Bey’den trafik konusunda kendisini yetiştirmesini ve kursiyerlere trafik dersi vermesini istemişti. Adem Bey, önce kendisini yetiştirecek kurs ve seminerlere katıldı. Daha sonra sürücü kursundaki kursiyerlere iyi bir sürücü olmanın inceliklerini anlattı.

Yaşadığımız hayatta işlerin yolunda gittiğini düşündüğümüz anlarda çok farklı sürprizlerle karşılaşabiliriz. Önemli olan içine düştüğümüz sıkıntılı durumdan kurtulmak için çaba göstermektir.

 

 
Bookmark and Share
 
Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Kişisel Gelişim kategorisine ait diğer haberler
 20 Şubat 2010 - 04:37:07  Yaşam coşkunuzu kaybetmeyin!
 16 Şubat 2010 - 00:18:51  Etkili iletişimin kuralları
 15 Şubat 2010 - 02:14:50  Utangaçlıktan 8 adımda kurtulun
 13 Şubat 2010 - 18:05:26  Başarı ufkunda uçan turnalar
 27 Ocak 2010 - 04:46:08  Dostum, hedefsiz nereye gidiyorsun!
 27 Ocak 2010 - 14:01:26  Zihin kirliliğinin neden oldukları
 29 Ocak 2010 - 00:57:36  Akıl nedir, ne değildir !
 19 Ocak 2010 - 22:21:38  Kendinize güvenerek gelişin
 19 Ocak 2010 - 22:25:35  TV'den uzak mı durmalı?
 19 Ocak 2010 - 22:28:39  Gülümsemek hayat değiştirir!
 19 Ocak 2010 - 22:31:36  Çocuklara düşünmeyi öğretmek
 20 Ocak 2010 - 05:55:16  Güne çoşkuyla başlayabilirsiniz
 23 Ocak 2010 - 06:48:10  Öfkemizi nasıl kontrol edebiliriz?
 17 Ocak 2010 - 01:41:13  Dürüst olsak mı?
 17 Ocak 2010 - 01:55:59  Mutluluk için 30 seçim
 17 Ocak 2010 - 01:50:13  Güzel düşün, mutlu ol!
 19 Ocak 2010 - 22:15:06  HEDEFlerimize ulaşabiliriz!
 19 Ocak 2010 - 03:57:34  Güçlü gibi davran, yeter!
  
  
Referandum anketimizi oylayın
 SEÇİLMİŞ YAZARLAR
 SON EKLENEN VİDEOLAR
Servet Armağan
Kıl beni ey namaz
Abdussamed: Duha ve İnşirah
 SON EKLENEN FOTOĞRAFLAR
Kelebekler
Karadeniz
Dünyadan yollar
 ANKET
Referandumda oyunuz ne olacak?
EVET (100 %)
HAYIR (0 %)
 
  Künye - Yayın İlkeleri - Reklam - İletişim Formu Copyright © Tüm hakları saklıdır. BİLGİNMEDYA 2010  

Kültür,Sanat Edebiyat