Ana Sayfa
   Haberler
   Kültür Sanat
   Kişisel Gelişim
   Sağlıklı Yaşam
   Manevi Gelişim
   Bilim Teknoloji
   Dil Öğretmeni
   İz Bırakanlar
   Aile Eğitimi
   Röportajlar
   İş Dünyası
   Medyatik
   Edebiyat
   Çocukca
   Öyküler
   Kitaplık
   Linkler
Videolar için TIKLAYIN
Fotograflar için TIKLAYIN
 YAZARLARIMIZ
Zeki Mete CAN
Bilgi dolu bir site: GELİŞİYORUM
Gurbet ALTAY
Görmediğimiz değer
Murat ERDİN
Mezarsız insanlar ülkesi
Yakup TUTUM
Ağlarsak anlarız
Ömer Evren TANRIÖVER
Otitis Media
Nurullah YİĞİT
Referandum Sınavı
Recep KOÇAK
Bir hastaya vardın ise...
Meryem BAL
Bir kuru yapraktan mesajınız Var
Nazlı ÖZBURUN
Aradığın şey yanında
Alev Dönmez ÖZDERYA
Hastalıklı bir devletin sapkın politikası
Kenan TAŞ
Güçlü Görünmenin Dayanılmaz Hafifliği
Melih Yılmaz BİNGÖL
Yeni yetme
Asım YILDIRIM
Bir yolculuk
Aytuğ AKDOĞAN
İstanbul'u yaşamak...
Ebubekir ALAZCIOĞLU
Sen ve son
Özcan BEYLAN
Radyolarda kalite düşüyor
 
    Anasayfa | Röportajlar  
Turuncu, Elif Ayla ile konuştu
Turuncu, Elif Ayla ile  konuştu
17 Ocak 2010 - 03:01:17 
Gemileri yakmak çok güzel geliyor değil mi biz kadınlara. Hâlbuki kadınlar gemileri yakarken, yazık ki pek geç fark ederler, o gemiler geçmişin değil, ancak geleceğin gemileridirler.

Şerbetlerin, otların, meyvelerin hikâyesiyle bir coğrafyanın yaşanmışlığını anlatma fikri nasıl ortaya çıktı?

Aslında şerbetler ve coğrafya birbirinden bağımsız değiller. Yani toprak ve insan ve nesne ve hepsi, birbirinin içinden geçiyorlar. Bizler, yani Müslümanlar evreni dönüştürmek hakkını kendinde görmeyen, onu temaşaa eden insanlarız. Temaşa etmek, doğal olarak birbirine eklemlenmeyi, içinden geçmeyi gerektiriyor, getiriyor. Somutlaştıralım haydi, bir meyve, aslında bir meyve değil. Toprağa düşüşüyle, dilimize değişi arasındaki serüven, öncesi ve sonrasıyla, hep insanla birlikte. Benim için yaratılmış olanın, benim hikâyemde hayat bulmasından doğal ne var aslında. Meyve ve o otlar, her birine iyi ki o Efendim'e sevdirilen koku verilmiş. Her koku, hangimizi tutup da bir yerlere savurmaz ki. Ben onların davetine uyuyorum. Alice Harikalar Diyarında gibi. Kokuya düşüyorum, bakıyorum, orada hikâyeler dizilmiş...

 

'Otların daveti' diyorsunuz. Modern ve gelenek çatışmasında otlar mıdır doğru yol haritasını bize çıkartan?

Aslında insan insandır. Modern ya da değil. Hissediş aynıdır. Seviş aynı. Özen aynı. Bir şeyler değişiyormuş, öyle diyorlar. O halde, ben yine kadınlara bakıyorum, hadi, yükün ağırını biz taşıyalım yine. Cepheye mermi taşımaktan daha zordur belki geleneği taşımak. Küreselleşen bir dünyada, seri üretilen hayatların içinden koku taşımak, yarınlara koku bırakmaya çalışmak çok güç biliyorum. Kadınlar bir gayret deyip, koku avcılığına çıkacaklar. Böreklerini evlerinde yapıp, çocuklarına o kokuyu duyuracaklar. Hiç zor olduğunu düşünmüyorum, elimde hamur mayalıyorum, 15 dakika sürüyor, ekmeğimi kendim yapıyorum. Ama inanın, mayalı hamur evimize öyle bir koku salıyor ki, şefkat bu. Ekmeğe edilen yemini anlıyor insan. Yani ki koku, kim nereye gitmek isterse, oraya götürüyor insanı. O bir köprü. Gökkuşağı gibi. Üstünden geçenin başına üç elma düşüyor.

 

Peki ya şerbetlerin kokusu? Bir kadın ne zaman şerbet yapar? Hangi rol aralığında, hangi durumda suya atılmış nane yüreğini açar?

Kadınlar hep konuşur. Susarken de, içinden konuşurlar. Sessiz sessiz, usulca konuşurlar. Ve şerbetler, onların en suskun hallerinin sesleri bence. Hüzün keder gibi algılanır. Hâlbuki farkındalıkla ilgili bir şeydir. Neşe, hüzün, bütün susarak konuşmaların şahididir şerbetler. Düğünde de, cenazede de, bir sürahiye yürekler düşer. İkisinde de ve iki aradakilerde, hep yürekler suya akar. Anne eli değmiş gibi diyorlar ya, annenin parmak uçlarından aşk akar çünkü. Muhabbetlidir onlar. Ve bir şeyin gibisi olmaz efendim. Benim şerbetlerimden avuç avuç yürek izleri akar bardaklara.

 

Elif ayla kadınları gemileri yakacak, kapıları kapatacak kadar güçlü, kararlı, sabırlı iken... Yine de bir utangaçlık çarpıyor gözümüze. Kitaplarınızdaki kadınların utangaçlığı neden?

Gemileri yakmak çok güzel geliyor değil mi biz kadınlara. Hâlbuki kadınlar gemileri yakarken, yazık ki pek geç fark ederler, o gemiler geçmişin değil, ancak geleceğin gemileridirler. Hiç gemi kalmamışsa elinizde, susuşlarınız kalıyor. Dile dökülemeyen, kalbinizden geçiveren dualarınız. Kim bilir, belki de en çok o zaman kendi oluyordur insan. Hikâyelerdeki kadınlar, onlar kocaman susuşları olanlar.

Bir çığlık atsalar, dağlar ovaya inecek. Kıyamayıp, susuyorlar. Hem cesaret, köşeye sıkışmışlıktan başka nedir. En cesur olmak için, artık delice korkmak gerekmez mi? Kadınlarım gibi, bütün gemileri yakmış olmak. Âşıktır diyelim ki, aşk, insanı köşeye sıkıştırır. Seçeneksizleştirir. Delice bir yitirmek korkusuyla baş başa kalan âşıktan daha cesur kim olabilir.

 

Büyük evlerde; babaanneler, masallar, bayramlar ve 'edep' dairesinde bir hayatla büyüyen çocuklar; çemberin dışına çıktığında halleri nasıl oluyor?

Yalnızlık hissiyle baş başa kalabiliyorlar onlar, toplum kokularını terk edince, onlar toplum içinde, onlarla birlikte yaşayarak, tebessüm edip, edeplerini terk etmeyerek, onlardanmış gibi yapıp, ama riyaya da düşmeden, nasıl dengede dururuz diye yaşamaya çalışabiliyorlar. Herkesin içtiği su hikâyesini bilirsiniz, onlar da o sudan içip, naçar devam edebiliyorlar yola. Sahiden takdir görüp, aman bu bir mayadır, haydi sahip çıkalım diyenlerin arasında olup, etraflarına ışık da olabiliyorlar. Seçenekler artabilir muhakkak. Ben görebildiklerimi aktarmaya çalıştım. Ama insan içinde yetiştiği koşullardan, edepten tamamen sıyrılamaz. Ne olursa olsun. Hangi batağa düşerse düşsün. Bana göre, çemberin dışında yaşayacağı her şey, çembere dair hasrettir. Dönülemez bir mazi, ne fena, ne zor şey. Ah, Samiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı, Safiye Erol okumalı bu hali anlamak için. Hele, bu günlerde Ciğerdelen favorim.

 

Merhamet… Hikâyeleriniz sanki hep merhamet etmek üzerine kurgulanıyor. Şerbet, hoşaf kaynatan kadınlar incecik bardaklarla çemberin içindekilere ve dışındakilere merhamet mi dağıtıyor?

İnsan öfkesine sevgisinden daha mı sadıktır, nedir. garip bir biçimde Allah adildir deriz. El Hak. Lakin, haydi aynaya bakalım. Allah adaletiyle mi, merhametiyle mi muamele etsin bize desek, ne deriz? Rahmet ne güzel şeydir. Merhamet merhamet merhamet. Dünyadan merhameti çekip de en mükemmel düşünülmüş hukuk sistemlerini oturtsanız, çöker. Ruh çöker. Toplumsal ruh çöker. Merhamet, bebek kokusu kadar eşsiz ve o koku, merhamet kadar sarsıcı ve sarmalayıcı.

 

Elif Ayla'nın bu Lamelif hali nereden geliyor?

Lamelif, mutfağa girip anneden izinsiz tel dolapta akşamdan kalmış yaprak sarmalarından yiyip yiyip, akşam yemeğinde midesi ağrır gibi yapabilmek hakkına sahip olmak hali. Elbisesini kirletmek, avucunu kanatmak, dizini parçalamak, uslu olmama hakkına sahip olmak hali. Çocukluk günleri neşesi… Uzay yolculuğu hayalini kurabilmek Lameliflik. Çizgi film karakteri sesiyle konuşup, dosttan böyle özür dilemek hali… Kocaman, ciddi bir yöneticiyi arayıp, sekreterine, Gülbeşeker arıyor, hemen bağlayın diyebilmek, şaşıran garibe, Gülbeşeker efendim, yanlış duymadınız demek, bunu derken, artık yaşlanmış olabilmek hali. Daha ne olsun. Lamelif hayatın kahve molası. Lameliflik, kula verilen "tövbe" kapısının, nasıl bir nimet olduğunu idrak etme deliliği.

 

Önceleri sanayi devriminden geriye kalan tavırlarla yalnızca "kariyer" diyen kadınlar nasıl oldu da evlenmeye, anne olmaya, en iyi üniversitelerden mezun olup atölye kurmaya karar verdi? kadınlar için diş hediği, yedileme, adak sofraları nasıl oldu da yükselişe geçti sizce?

Aslında bizimki uçağa binmeden türbülansa girmek gibi birşeydi bana göre. Biz sanayi devrimi yaşamadık ülkemiz olarak. Bu durumda Türkiyede feminizmden söz etmek garip. Ve kariyer, erkeği ve kadını ne kadar oyalayabilir ki. İnsan, güçlü olmak istiyor. Güç, herkesin tanımını başka yapabileceği bir şey. Benim güçlülük algımla, ötekinin lagısı aynı olmayabiliyor. Bu bir krızdi. Yeniden, aile olmanın güç olduğunu hissediyor insanlar. Güç, kökleri olmaksa eğer, aileden güzel ne ile kök salar insan?

 

Kadınların ve şerbetlerin hikâyeleriniz yazan elif ayla ilerde hangi çalışmalarla çıkacak karşımıza? Hikâyelerde bir an için görünen kadınlar roman kahramanı olacak mı?

Bilmiyorum ben de. Yazıyorum. Şu anda yazmaktayım. Önümüzdeki günlerde, belki siz bu satırları okurken bir biyografik romanım rafta olacak. Ve kadınlar, onlar gelip misafirim oluyorlar, gece uykumdan uyandırıp, hayaletler gibi dolaşıyorlar zihnimin dehlizlerinde ve kendilerini yazıdırıyorlar.

 

'Sezon sonu' vurgusunun her yerde karşımıza çıktığı zamanlarda; mum ışığıyla aranan incelikleri şimdi, şu an, 2009 bitmeden nereden bulacağız elif hanım?

Dört elif miktarı ah çeksem, ama hayır hayır çekmesem… İncelikler, akan bir geleneğin içindeler. Yaşayan, bizim içine dâhil olarak yürütebileceğimiz bir gelenekteler. Ötekinin aynasında, kendimizi seyrettiğimiz yerdeler onlar. İnsanı, insan aynasında seyretmekte.

 

Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim. Yıl bitmeden, geçmiş ve gelecek zamanların hatrına ne söylemek istersiniz turuncu okurlarına?

Zaman'a yemin eden, merhamet bulutlarını çekmesin üzerimizden. Muhabbetle diyorum sevgili Turuncu ailesine, Turuncu renkli rüyalarda yıkasınlar cinsiyetsiz düşlerini.

Kaynak: Turuncu Dergisi
 

 
Bookmark and Share
 
 
Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumuz siz yazabilirsiniz.

     Röportajlar kategorisine ait diğer haberler
 21 Şubat 2010 - 02:31:43  Cazcı türkü albümü yaptı!
 21 Şubat 2010 - 03:51:14  Türkçe tabanlı müzik yapıyorum
 14 Şubat 2010 - 11:19:50  Cesur Yürek Teo
 13 Şubat 2010 - 18:19:29  Bloğum ilgi görünce kitap yazdım
 31 Ocak 2010 - 23:36:39  Her yazar çok okunmak ister
 11 Şubat 2010 - 00:32:05  Bir zamanlar İSLAM dergisi vardı
 12 Şubat 2010 - 22:57:36  AB'de bir ilahi grubu: İpekyolu
 19 Ocak 2010 - 23:52:31  Perişan FM bir radyo değildir!
 22 Ocak 2010 - 18:52:26  Eşref Ziya: Lüks içinde ilahi söyleyemezdim
 17 Ocak 2010 - 01:49:56  Minik Dualar'ın duacısı ile
 17 Ocak 2010 - 02:55:09  Cemalnur Sargut ile aşk üzerine
 17 Ocak 2010 - 03:01:17  Turuncu, Elif Ayla ile konuştu
 18 Ocak 2010 - 02:10:24  M.Bozdağ: Batı maddeye odaklandı manayı kaybetti
 03 Haziran 2010 - 18:29:26  Hedefim iyi bir bilim yazarı olmak
 10 Haziran 2010 - 17:17:26  "Filistin filmi benim için önemli"
 18 Haziran 2010 - 15:57:28  Tatilde ne yapabiliriz?
 02 Ağustos 2010 - 00:23:22  Amerikalı Sufi Robert Frager
 02 Ağustos 2010 - 21:31:56  Sanal dünyanın MEHMETÇİK'leri
 31 Ağustos 2010 - 13:37:34  Taif'te O'na siper olsaydım
  
  
Bayram'da kalp sağlığına dikkat
 SEÇİLMİŞ YAZARLAR
 SON EKLENEN VİDEOLAR
Ramazan
Kolay yabancı dil için hangi teknik kullanılmalı?
Öğrenciler hangi öğrenme metotlarını kullanmalı?
 SON EKLENEN FOTOĞRAFLAR
Kelebekler
Karadeniz
Dünyadan yollar
 ANKET
Referandumda oyunuz ne olacak?
EVET (63 %)
HAYIR (36 %)
 
  Künye - Yayın İlkeleri - Reklam - İletişim Formu Copyright © Tüm hakları saklıdır. BİLGİNMEDYA 2010  

Kültür,Sanat Edebiyat