Hiç zamanımız yok… Birinin gözlerinin içine bakarak gülümsemeye, kusurları hoşgörüyle karşılamaya, çocuklar gibi gülüp oynamaya, bir insanı ‘gerçekten’ dinlemeye hiç zamanımız yok. Bunları söylemek çok acı ama insanlar arasındaki iletişim gitgide daha mekanik daha soğuk bir hal alıyor. Tıpkı makineyi çalıştıran çarklar gibi insanlar yalnızca üstüne düşeni herkesten daha hızlı yapmak derdinde. Bu türden bir rekabet de insanları birbirinden soğutup aralarındaki samimiyeti kaldırıyor tabi ki de!..
Yaşadığımız dünyanın içinde olduğu çağ tüketimin çağı. Böyle olunca da insanlar arasındaki sahip olma hırsı da artıyor tabi ki de. Hep daha fazlasını almak, herkese fark atmak birincil amaç hâline gelmeye başladı. Daha çoğunu tüketmek isteyen ve bunun hırsını taşıyan insanlar birbirine düşman gözüyle bakıyor. “Acaba onu nasıl elerim? Nasıl kuyusunu kazarım?” soruları dolaşmaya başladı çağımızın insanının beyninde.
Bir arkadaşının başarısını kendi başarısıymış gibi kabul edip sevinmek gibi sosyal sevinişler de tarih olmak üzere. “Hayır! Ben öyle yapmıyorum! “diyenlerin de gerçekten samimi oldukları şüpheli bence. İnsanlar birbirine zaman ayırmıyor birbirinden zaman çalıyor bu tüketim hırsıyla. Ama bir dosta ayrılacak bir saat, yaşlıları ziyarete ayrılacak bir saat, bir çocukla oyuna ayrılacak bir saat ve böyle bir sürü “bir saatler “tüketim hırsının dişleri arasında un ufak oluyor. “Az zaman çok iş” politikası yavaş yavaş tüm benliğimize işleyerek insanî duygularımızı sömürüyor. Bize bahşedilen o güzel zamanlar lise sınavları, üniversite sınavları, işte en iyi olmak gibi birçok şey yüzünden hep koşuşturmacayla geçiyor. Bunların hepsi tabii ki olması gereken şeyler ama abartıp tüm zamanını bunlara yatıran insanların hâli çok acı bence.
Durup dinlenmek, kendine ve çevrendekilere de zaman ayırmak gerekiyor. Sadece “iyi yaşamak” uğruna öldükten sonra hiçbir anlamı olmayacak şeylere gerektiğinden fazla değer veriyoruz. İyi yaşamak yalnızca iyi para kazanmak demek değildir. İyi yaşamak; hayatı her yönüyle yaşamaktır bence. Tıpkı kahvaltı yapar gibi önümüzdeki her şeyden birer lokma alıp birçok yönden beslenerek yaşamak… Aslına bakacak olursak gerçekten de suçluyuz zamansızlık konusunda. Sürekli düşünmeden adım atıyoruz hatta yarış atları gibi koşuyoruz son sürat Önümüzde, arkamızda neler vardı neler var olacak anlayamadan koşuyoruz.
Oysaki insan hep bir adım sonrasını düşünerek yaşamalı. Öyle uzak geleceğe dair değil bu düşüncem ama bir adım atmak basit görünse bile gerçekten çok önemli bir şey. İnsanları dinlemeye, onları gerçekten anlamaya çalışmak da bir adım bence. Çünkü şu anda dünyadaki kavgaların, anlaşmazlıkların nedeni insanların birbirleriyle kurduğu sağlıksız iletişim. Aceleyle söylenen sözler, birbirini dinlememek bize dost kaybettiriyor ya da düşman edinmemize yol açıyor.
Sonuç olarak; yaşadığımız çağa tabii ki de ayak uydurmak, birtakım şeyleri yerine getirmek zorundayız ama ne olursa olsun bir adım sonrası çok önemli ve elbette insanlarla iletişim de öyle. Çağımızın gereklerini yerine getirirken insanlığımızı, toplumsal bir varlık olduğumuzu unutmamalıyız bence.