Dr. Nihat Kaya'nın yazısı
Moral Dünyası Dergisi'nde Dr. Nihat Kaya, Her insanın istediği ve peşinden koşturduğu mutluluk, nasıl elde edilir? Mutlu olmak mümkün mü? Yoksa bir şans eseri mi?" gibi soruların cevabını açıkladı.
İnsanı insan yapan değerlere sahip çıkmak, onları pratiğe dökmek insana hiçbir şey kaybettirmez. Aksine var olan sevgisizliği, mutsuzluğu, zulmü, şiddeti, adaletsizliği ortadan kaldırır. Bütün mesele içimizdeki o “insanî” vasıfları ön plana çıkarmaktadır…
Her insanın istediği ve peşinden koşturduğu mutluluk, nasıl elde edilir? Mutlu olmak mümkün mü? Yoksa bir şans eseri mi?
Mutluluk üzerine belki binlerce kitap yazılmıştır. Filmler, tiyatrolar yapılmıştır. Ama birçok insanın birleştiği nokta, mutlu olmanın kolay olmadığı ve uğrunda birçok bedelin ödendiğidir.
Diğer yandan, “Gerçek mutluluk nedir? Ölçütleri nelerdir?” diye sorduğumuzda değişik cevaplar alacağımız olasıdır. Örneğin kendisine ait bir dünyada “otistik” yaşam süren bir şizofren için kendi yaşamına müdahale edilmemesi, onun için en büyük mutluluktur. Diğer bir insan içinse, zengin olmak, güç sahibi olmak, dinlenir olmak, hükmetmek mutluluktur. Örnekler çoğaltılabilir.
Herhalde herkesin mutluluktan ne anladığı ve “ne ölçüde mutlu olacağı” değişik değişiktir.
Mutluluğun ortak bir tanımını yapmak zor olsa gerek. Fakat insanların çoğunun kesiştiği noktaları yakalamak, yeterli olmasa da mutluluğa götüren yollardır.
Kendimize göre mutluluk tanımı yaparsak:
Kişinin kendisiyle barışık olması, kendisini eksi ve artılarıyla tanıması.
Kendisi için istediği olumlu, güzel şeyleri diğer insanlar için de istemesi.
Kendisini sevip ve saygı duyup bunu diğer insanlara da yansıtması.
Hayvanları ve doğayı “bir başka gözle” görmesi. İnsanlığın devamı için doğanın bütünlüğünü bozmaması, egoistçe ve agresifçe davranmaması.
Monoton yaşamayı bir kenara bırakıp; okumaya, düşünmeye, gezmeye, eğlenmeye, sanatsal, sportif faaliyetlere zaman ayırması.
Kendisinden imkânca daha üstün insanlara ve durumlara bakıp gayretini kırmaması; kendinden düşük seviyedeki insanların durumunu düşünüp “buna da şükür” demeyi bilmesi.
Olaylara bakarken çok yönlü bakması; ilk anda, otomatik olarak gelen olumsuz fikirlerin yanında, olumluların da hem düşünülmesi ve devreye sokulması. Tek yönlü düşünmek, insanın düşünce alanını daralttığı gibi, diğer insanlarla ilişkilerini de bozar.
Hayat süresince ters giden, yanlış gelişen şeylerden yola çıkarak, her zaman olayların ters gideceğini düşünmek insanı mutlu kılmaz, karamsar ve ümitsiz yapar.
Hayatta olmanın anlamını bulmak, kendisini bir yörüngeye oturtmak, insanı başıboşluktan, hedefsizlikten kurtarır. Yaşamını bir felsefeye, bir inanca göre şekillendiren insan, diğer inançlara da saygı duymak şartıyla daha rahat ve huzurludur.
Bazen kişinin kendi kompleksleri ve yetersizlikleri nedeniyle, aşırılıklara kaydığı görülebilir. Bu insanlara anlayış gösterip, toplumdan dışlamamak, onları kazanmak gerekir.İnsanlar arası ilişkilerde duygu ve düşüncelerin mutlaka dışa vurulması gerekir. “Aman insanlar kırılmasın, beni yanlış anlamasın, üzülmesinler” anlayışını bir kenara bırakmak şarttır. Yoksa “keskin sirkenin küpüne zarar verdiği” gibi insan da “içine ata ata” erir gider. Dışarıya yansıtılmayan tepkiler biyolojik bedene akseder; geçmeyen ağrılar, uyuşmalar, karıncalanmalar, gaz ve sancılar, kramplar sürer gider…
İnsanın doğru, güzel olan özellikleri olması, taklit etmesi mümkündür. Lakin yapmacık ve yapay davranışlarla ortaya çıkmak insanı değersiz kılar. İnsanın “kendisi olmak” saygınlığı artırır…
Hayattan beklenen nedir? Mevcut imkânlarla ne yapılabilir, nasıl genişletilebilir? Hedefler, öncelikle saptanmalı, zaman, ekonomik-sosyal şartlar en iyi şekilde hedefe doğru yöneltilmeli. Aksaklıklardan dolayı tökezlememek, demoralize olmadan yola devam etmek…
Küçük şeylerle mutlu olabilmek, azla yetinmesini bilmek…
Paylaşmak, yardımlaşmak; sevmek, üretmek, danışmak, danışılmak; değerli olmak, sayılmak, sevilmek, âşık olmak; gerçeklerden uzaklaşmadan pembe gözlükleri takmak mutluluğa giden yollardır.
Sonuç olarak, insanı insan yapan değerlere sahip çıkmak, onları pratiğe dökmek insana hiçbir şey kaybettirmez. Aksine var olan sevgisizliği, mutsuzluğu, zulmü, şiddeti, adaletsizliği ortadan kaldırır. Bütün mesele içimizdeki o “insanî” vasıfları ön plana çıkarmaktadır…
En önemli bir şey de, para ve eşyanın “amaç”, insanın “araç” olmamasıdır…