Ana Sayfa
   Haberler
   Kültür Sanat
   Kişisel Gelişim
   Sağlıklı Yaşam
   Manevi Gelişim
   Bilim Teknoloji
   Dil Öğretmeni
   İz Bırakanlar
   Aile Eğitimi
   Röportajlar
   İş Dünyası
   Medyatik
   Edebiyat
   Çocukca
   Öyküler
   Kitaplık
   Linkler
Videolar için TIKLAYIN
Fotograflar için TIKLAYIN
 YAZARLARIMIZ
Zeki Mete CAN
Bilgi dolu bir site: GELİŞİYORUM
Gurbet ALTAY
Görmediğimiz değer
Murat ERDİN
Mezarsız insanlar ülkesi
Yakup TUTUM
Ağlarsak anlarız
Ömer Evren TANRIÖVER
Otitis Media
Nurullah YİĞİT
Referandum Sınavı
Recep KOÇAK
Bir hastaya vardın ise...
Meryem BAL
Bir kuru yapraktan mesajınız Var
Nazlı ÖZBURUN
Aradığın şey yanında
Alev Dönmez ÖZDERYA
Hastalıklı bir devletin sapkın politikası
Kenan TAŞ
Güçlü Görünmenin Dayanılmaz Hafifliği
Melih Yılmaz BİNGÖL
Yeni yetme
Asım YILDIRIM
Bir yolculuk
Aytuğ AKDOĞAN
İstanbul'u yaşamak...
Ebubekir ALAZCIOĞLU
Sen ve son
Özcan BEYLAN
Radyolarda kalite düşüyor
 
     Anasayfa | Meryem BAL  

      
   Meryem BAL

   tiensturk@hotmail.com
   21 Temmuz 2010 - 01:45:23
     Bir kuru yapraktan mesajınız Var

Öylece baktım uzayıp giden sokaklara... Ve savrulan kuru sonbahar yapraklarına… Bir koca mevsim çöpçülerin süpürgesine muhtaç, ortalarda ser sebil, darmadağınık… Ve çöp kamyonları usandı sonbaharı taşımaktan… Çırılçıplak bir sokak, hayasız, daha bir çirkinleşmiş sırıtan binalar. Üzerime üzerime gelen insan çığlıkları, kapıdan pencereden… Sessiz, hüzünlü duvarlardan sarkan, kendisini “duyan var mı” diye bakan çığlıklar. Bir “el uzatan” belki de bir “duyan” arar gibi…

Öylece baka kaldım bomboş uzayan, kıvrılan sokaklara ve yüksek, kirli binaların arasına sıkışmış gökyüzüne… Üstüme çöken ağır kurşundioksit’den, karbondioksit’den artakalan oksijeni içime çekmeye çalışarak yürüdüm yürüdüm.Akciğerimi düşündüm. Ve doyasıya içime çekemediği, havayı…

Durdum, bedenimin bir sonraki dakikaya beni yaşatabilmek için verdiği mücadeleye saygıyla baktım içimden. Kimseler duymadı onlardan başka “teşekkür edip,şükredişimi”. Bir kat daha fazla sevdim kendimi, hücrelerimi ve seni…

Vazmıgeçmeliydim hücrelerimden, yenilmelimiydi akciğerim? Kurşun2oksidin, karbondioksidin ağır ağır ,üstüme üstüme gelen hükümranlığına. Beni yaşatmak,var etmek için durmaksızın çalışan tüm sistemime; “Bir molekül oksijeni bile boşa harcama, çek ve kullan, pes etme” dedim.. Beynimin, bedenimi yönetebilmek için % 50 oksijene ve %50 glikoza olan sevdasınıdüşündüm. Bir kere daha, burnumdan geçen, nefes borumdan, broşlarıma ve kalbime, oradan da beynime, tüm varlığıma doğru yola çıkan; bir tek oksijen molekülüne borçlu olduğum mutluluğumu iliklerimde hissettim. Acizliğime yarı ağlamaklı…

Öylece baka kaldım savrulan kuru yapraklara… Hayranlıkla düşündüm eko sistemin yüceliğini, dinamizmini… Tazecik, yemyeşil, alımlı, nazlı bir yapraktı ilkbaharın dallarında.. Oksijen üretti durdu, kirli havayı iliklerine çekerek, canından can kattı benim varlığıma. Ve o da yoruldu, sarardı, tükendi !… Şimdi savruluyor öyleceönümde… İlkbaharın, yaz günlerinin bol oksijen dolu havasını soludukça, beynimin bolca ürettiği endorfin, dopamin, serotonin gibi tüm hormonlarımın ruhumu; daha bir iyimser, sakin, dirençli, canlı, mutlu, vurdum duymaz ve de biraz sevdalı yapan geçişlerini hatırladımbir an. Ve dondum sanki, ayağım asılı kaldı havada, basamadım ayaklarımın altında savrulan kuru yapraklara. “Çöp, atık, pislik, kirlilik” diye baktığım cahilliğimi küçümsedim; Meğer benim kahrımı çeken senmişsin; kıyamam basmaya, ağır bir görevin yorgunluğuyla tükenişi yaşarken sen, atmosferime depoladığın oksijenine muhtaçken ben, sana kör oluşuma kızdım. “Eyvahlar olsun Yuhhh bana…! “ dedim. Üzüldüm Ekolojiye duyarsızlığıma.

Ve anladım neden insanların ruhundaki çığlıklar duvarlardan sarkar ve kederlerine bir “el uzatan” arar. Yüzlerce bileşenle ağırlaşıp üstümüze çöken kirli hava, ruh mu bırakıyor varlığımızda, hayata direnecek…Sonbaharla birlikte insanlar; bunalımdan, kaygıdan, depresyondan, ataklarının arttığından bahsederler ve doldururlar psikiatrların, psikologların ,danışmanlıkların koltuklarını… Kurşun2oksidin, havadaki kirliliğin;beyin hücrelerinde nasıl derin hasarlar bırakacağını, (otizm gibi) ve gittikçe artan sayıda ne çok insanın o koltuklara oturmak için sırada beklediğini bilmeden. Kaybettikleri iç huzurun kaynağını yeniden bulabilmek için son bir umutla…

Öylece baka kaldım evrenin dilinin “sevgi dili” oluşuna… Ve onunla kuramadığım gerçek bütünlüğe.. Makro alemimden mikro alemime doğru akan sevgi pınarından utanarak.Tüm hırçınlıklarıma, katliamlarıma hoşgörüyle katlanmana ve görevini hep sevgi bilinciyle yapmana, daima “Benden yana tavır koymana” hayran oldum…

Senden öğrenecek ne çok şey varmış meğerse… Ekolojik mesajların birden beni seninle ve özümle bütünleştirdi…

Kuru bir yaprağın önünde saygıyla eğiliyorum…


zihindili.com


 
      Bu yazı 75 kez okundu.

Yorum Ekle   Arkadaşına Gönder   Yazdır
     Yorumlar Tüm yorumları göster
Henüz yorum eklenmemiş. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.
     Yazarın diğer yazıları / Yazarın Çok okunan yazıları

  
  
Bayram'da kalp sağlığına dikkat
 SEÇİLMİŞ YAZARLAR
 SON EKLENEN VİDEOLAR
Ramazan
Kolay yabancı dil için hangi teknik kullanılmalı?
Öğrenciler hangi öğrenme metotlarını kullanmalı?
 SON EKLENEN FOTOĞRAFLAR
Kelebekler
Karadeniz
Dünyadan yollar
 ANKET
Referandumda oyunuz ne olacak?
EVET (63 %)
HAYIR (36 %)
 
  Künye - Yayın İlkeleri - Reklam - İletişim Formu Copyright © Tüm hakları saklıdır. BİLGİNMEDYA 2010  

Kültür,Sanat Edebiyat